Diyet takıntım bağırsağımı mahvetti — sonra tek bir değişiklik onu iyileştirdi.
Yemekle rahat bir ilişkiyle büyüdüm. Kalori saymak yok, karbonhidrat kesmek yok, kilom üzerine kafa yormak yok. Sonra okumak için yurt dışına taşındım — ve altı ay içinde on dört kilo aldım, hep doğal saydığım özgüvenimi tümüyle kaybettim.
Ne kadar diyet yaptıysam o kadar kötüleşti
"Yapman gereken" her şeyi yaptım. Aralıklı oruç, keto, detoks kürleri, paleo, bitki bazlı beslenme, makro takibi, yediğim her kaloriyi saymak. Her biri kısa bir değişim getirdi, sonra her şey geri geldi. Bu sistemler irade ve fedakârlık üzerine kuruluydu; tam da bu yüzden hiçbiri kalıcı olmadı.
Her şeyi doğru yapıyormuşum ama yine de yanlış sonuç alıyormuşum gibi hissettim — ve bu, yemekle ilişkimi paramparça etti. Bitkin, kafam karışık ve sürekli ne yemem ya da yememem gerektiğini düşünür haldeydim.
Yirmi dört yaşımda bağırsağım pes etti
Yıllarca kısıtlama ile tıkınma arasında gidip gelmek sindirimimi mahvetti. Şişkin, gazlı, iltihaplı ve sürekli rahatsızdım; kramplar ve kronik bağırsak sorunları beni tüketiyordu. Sonunda iş öyle ciddileşti ki kapsamlı tetkiklerden geçtim ve antibiyotikle tedavi edilen yaygın bir mide enfeksiyonu olan H. pylori çıktı.
Ama hayatımı değiştiren cümle, tedavimi yürüten gastroenterologdan geldi. Asıl sorunun yalnızca bakteri olmadığını — yıllar süren kötü beslenme ve yo-yo diyetle birikmiş, beslenmemin asit yapıcı doğası olduğunu, reflüyü, gastriti ve IBS benzeri belirtileri bunun beslediğini anlattı. Sonra beni alkali beslenmeyle tanıştırdı. Bilimi anlayınca her şey yerine oturdu.
Asıl değişen şey
Araştırabildiğim her şeyi araştırdım ve kendi hayatıma uyguladım. İki ay içinde aldığım on dört kilonun tamamını verdim — ama daha çok önem taşıyan kısım, bağırsağımın iyileşmeye başlamasıydı. İlk dış işaret cildim ve saçımdı: berrak, parlak, daha önce hiç olmadığı kadar sağlıklı. Çevremdekiler boyumu posumu fark etmeden önce enerjimi fark etti.
Hiçbir diyet bana bunu söylememişti: kilo vermek yalnızca ne yediğinle ilgili değil. Nasıl yaşadığınla ilgili.
"Alkali"nin dürüst bilimi
Alkali diyetin adı tam da burada kötüye çıkıyor. Kanınızın pH'ını yemekle anlamlı biçimde değiştiremezsiniz — vücudunuz bunu otomatik ve son derece etkili biçimde düzenler. "Kanınızı alkali yapacağını" vaat eden her plan size bir şey satıyordur.
Benim alkaliden kastım bu değil. Vücudunuz fazla asitliği temizlerken — ki bu çoğu zaman iltihap olarak görünür — onu nötralize edip atmak için vitamin, mineral ve antioksidan gibi alkali ögelere ihtiyaç duyar. Bunlar da yiyecekten gelir. Yani benim için "alkali ilkeler", vücuda kendi işini daha iyi yapması için gerekeni veren, antioksidan açısından zengin, iltihap önleyici besinleri daha çok yemek demektir. Bu fikir beslenme biliminde geniş ölçüde desteklenir ve tartışmasızdır.
Neden onu Akdeniz'le birleştiriyorum
Katı bir alkali diyet eziyettir — çok fazla yasak yiyecek, çok fazla çaba, sürdürülemez. Bu yüzden alkali beslenmenin en etkili kısımlarını alıp Türkiye'de büyüdüğüm Akdeniz tarzıyla birleştirdim: sebze, meyve, baklagiller, kuruyemiş ve tohumlar; ayrıca yumurta, balık, tam tahıllar ve iyi zeytinyağı. Hem besleyici hem de gerçekten sevdiğimiz yiyecekler.
İşte bu denge — alkali destekleyen ve asit yapıcı yiyecekleri bir arada tutmak — Alkateryan® yöntemini gerçekçi kılan şey. Kalori sayma yok. Ne zaman ya da ne sıklıkta yiyeceğinizi dayatmam. Ve hiçbir besin grubu yasaklanmaz, çünkü kısıtlama hem sonuçlarınızı hem de besinlerinizi kaybetme yoludur. Mesele aşırılık değil. Vücudun çalışmak üzere tasarlandığı biçimle uyumlu, akıllı bir beslenme.
Kilo vermek gerçekten iyi hissettirebilir.
alkaterra, Alkateryan® yöntemini telefonuna taşır — ne yediğini anlattığın, onu nasıl dengeleyeceğini gösteren bir koç. Sayma yok, yasak yiyecek yok, suçluluk yok.
alkaterra'yı iPhone'a indirSelen Gulbahce'nin The Sun röportajından uyarlanmıştır. Tıbbi tavsiye değil, sağlık koçluğudur — sonuçlar değişir; bağırsak belirtileri için ya da beslenmenizi değiştirmeden önce bir sağlık uzmanına görünün.